Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği

2011 yılının ağustos ayı itibariyle arıcılığa ilk adımı attık.

Bizim köye yaklaşık 12 kilometre uzaktaki Osmanlar köyüne koyduk arıları. Oraya koymamızın nedeni, çamda bulunan basra (Marchalina Hellenica) denen böceğin ağustos – eylül aylarında bolca olmasıydı. Basra böceği çam ağaçlarının kabuklarında yaşar, çam ağacındaki şekerimsi sıvıyı emer ve sindirim sisteminden pamuksu bir şey çıkar. Arı da bu çıkan pamuksu şeyi alır ve bala dönüştürür, böylece çam balımızı kase kase yiyebiliriz.

Eylül ayında ilk bal sağımını yaptık. Yirmi kilo civarında bal çıktı. Kovan içindeki çıta (petek) sayısı ortalama beş. Aldığımız balın bir kısmını sulandırıp beslemek amacıyla tekrardan arılara verdik. Sonuçta arılar kendine yapıyor o balı, biz sadece onları yönetmeye çalışıyoruz.

Ekim ayında bir sağım daha yaptık. 19 çıta sağdık, yaklaşık 33 kilo bal çıktı, böylece son sağımla sezonu kapatmış olduk. Kasım ayını bekleyip, havaların durumuna göre arıları ovaya (Canlı semtine) indireceğiz. Ekim ayının son haftası, Kalkım’dan 130 kadar kovan aldık. Aslında bu aylar arı alım ayı değil ama arkadaşımız mağdur olmasın diye anlaşmalı bir alış veriş oldu. Arıların durumu çok kötü. 130 kovanı birleştirdik, ölen arıları boşaltıp kovan sayısını 101’e düşürdük. Bu 101 kovanın ne kadarının öleceği ne kadarının hayatta kalacağı belirsiz, çünkü önümüzde koca kış var.

Kasımın ikinci haftası Osmanlar’daki kovanları ovaya indirdik, kış geldi gari.

Aralığın ilk haftası, yeni gelen arıların bal yapıp sırladığını (peteğe koyduğu balı kapatması, hasada hazır hale getirmesi) gördük. Sağdık, iki teneke bal çıktı oradan, yani altmış kilo kadar. Yıl boyunca toplamda 110 kilo dolaylarında balımız oldu yani. Sağdığımız balların bir kısmını sulandırıp arılara verdik.

2012 Ocak ayının ilk günlerinde kenardaki balları sulandırıp arılara verdik. Durumları iyi gibi gözüküyor. Ocağının son haftasında tekrar besleme yaptık.

Şubat ayının sonu, on iki kovan ölmüş. Ölüm nedenleri açlık. Aralık ayındaki sağımın tamamını arılara vermeliydik.

Mart. Ölümler devam ediyor. Şubat ayındaki soğuk olmayan günlerde arılara beslemek gerekiyordu. Varroa (arının kanatlarını yiyen bit) da var genel sebep açlık. Öldürmeden öğrenilmezmiş bu iş ama baya aksatmışız. Sanırım, iki ay zeytin topladığımızdan, soğuklardan… Bahane bulmamak gerek…

Mart ayı besleme ile geçti.

Nisanın gelmesiyle bahar da kendini gösterdi, arılar hareketlendi, polen getirmeye, bal yapmaya başladı. 35 koyan ile kıştan çıktık, Şubat ayı çok kötüydü… Tarifsiz.

İnternet araştırmaları sonucunda, doğal kovan diye bir şey keşfettik. Warre kovan diye geçiyor. Şu anda yaptığımız arıcılığı yerden yere vuran bir durum. Bütün iş kovan içindeki nem ve ısı durumundaymış. Bizim kovanlar standart olduğundan, bildiğin konvalsiyonel arıcılık yapıyormuşuz yani. Bu warre tipi kovanda arı kendini ağaç gövdesindeymiş gibi hissediyor ve başlıyor yukardan aşağı doğru petekleri örmeye, bir nevi kara kovan. Gogıl amcaya “warre hive” yazıp görsellerde aratın, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Çınardibi’ne koşaraktan (4 km. yakınımızda) marangoz Selahattin Ağabeye çizimleri verip warre tipi kovanımızı yaptırdık. Bir tane deneyelim, eğer becerirsek (beceririz) bütün kovanları öyle yapmalıyız.

20 Nisanda ilk oğulu aldık. Yani bir kovanda iki ana arı oluyor, diğer ana arı kısa süre sonra kovandan ayrılıyor, o ananın çocukları da kovandan uçuyor, kovandaki nüfus ikiye bölünüyor. Kiraz ve etraftaki çiçekler için, arıları buraya köye getirdik. Köye çıkardığımızın dördüncü gününde ikinci oğulu aldık. Gitti çamın ta ucuna kondu. Kraliçe arı nereye konarsa çocukları da onun etrafında yumak oluyor yumak oluyor sonra dalak gibi aşağı sarkıyor.

Üç kişi üç metrelik merdiveni tuttu, elimde testere çıktım, kestim dalı, silktim kovana. Kovanı o gece arılığa almadığımız için artık o kovan hep orada kalacak, arılar bir günde kodlarmış yerlerini, eğer 5km. uzağa götürmezsen tekrar aynı yerine gelip kovanı ararmış, sonra da doğaya karışırmış.

Nisanın son haftası iki oğul daha aldık, toplamda dört yeni kovanımız var. Bir oğul alma anımızı anlatayım. Gael, Hira, Eren, Raya ve ben, oğulu çam ağacından indirmek için sarıldık merdivene, ben merdivenin tepesindeyim, diğerleri merdiveni tutuyor, çamın dalını keserken arı dalağı birden yere düştü, herkesin üstü arı doldu bir tek Gael’i soktu ama he, çünkü Gael merdiveni bırakıp kaçtı. Yavaş yavaş merdiveni bırakıp oğula uzaktan baktık. Merdivenin basamağında tekrar dalak yapmaya başladılar, toplandılar toplandılar, sonra silktim kovanın içine.

Mayıs ayının ilk günleri, arılar taze bal getiriyor, bu taze bal akışı haziranın sonuna kadar devam ederse, arıları Osmanlar’a götürmeyebiliriz, bütün yaz burada kalır yani arılar. Polen tuzaklı kovanımız olmadığından polen toplayamıyoruz, poleni yavrular yesin zati. Her kovanda ortalama üç çıta yavru var. Durumları şu anda iyi. Bir tane oğul beklediğimiz kovan var…

Atlas dergisinin Nisan sayısında arıları ele almışlar, Turunçova’da (Finike) Nisan ayında yılın ilk sağımını yapıyorlarmış narenciye balı olarak. Oradan daha sonra Başmakçı’ya (Afyon) oradan Konya’ya oradan da te Hakkari’ye götürüyorlarmış. Nisan ayından bal sağmaya başlamak için bu bahar (çiçek) haritası iyi ama o kadar mazot git gel, çok iş gibi geldi bana…

Warre kovan iyice öğrenildikten sonra rahat rahat geçim sağlanır arıcılık işi ile.

Bu işte para kazanmak şart elbet ama arılar tam bir rehabilitasyon. Sesleri, kovanın girişindeki halleri…  Sabah 11 gibi bakmaya başlıyorum, saat öğleden sonra 2 oluyor ama o üç saat nasıl geçiyor anlamıyorum. Ömür geçer arılarla he.

Sonuç olarak; warre tipi kovan öğrenilecek. Yavaş yavaş warre tipe geçmeliyiz…

Müzik grubumuz Ezginin Günlüğü seslendiyor : “Ah aman aman küçüğüm bu yol sana gidiyor…” Ezginin Günlüğü – Küçüğüm, dinliyoruz…

Yazan: Kayhan UĞUR



© | Marmariç Permakültür