Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği

Marmariç’in Rüzgâr Türbinlerine Karşı Beklenmedik Direnişi: “Canınızı Verin, Dağınızı Vermeyin!”

http://change.org/restcek

Kamuoyuna duyurumuzdur:

İhtiyaç duyduğumuz enerjinin nükleer ve fosil yakıtlar kullanılarak üretiliyor olmasındansa rüzgâr, güneş ve başka yenilenebilir ve temiz kaynaklardan faydalanılarak üretiliyor olması, verdiğimiz kurslarda öğrencilerimize, seminerlerde dinleyenlere anlattıklarımız arasındaydı ve herhangi bir durumda ve ortamda böyle olması gerektiğini savunmaya devam edeceğiz. HES’lerin (hidroelektrik santrali) çoğunlukla uygulandığı ölçeğe ve verdiği zarara değinmekle birlikte; doğru ve duyarlı, doğada akarsu örüntüsünü kavrayan bir bilinçle yapıldığında temiz ve iyi bir enerji üretim yöntemi olabileceğini ve birçok bölgemizde bu duyarlılıkla yapılmayan HES’lere karşı örgütlenen yerel direnişleri de desteklediğimizi ifade ederdik ve etmeye devam ediyoruz.

Artık rüzgâr enerjisi konusunu farklı anlatıyoruz. Şu anda bildiklerimizi daha önce bilseydik RES’leri (rüzgâr enerji santrali) de HES’ler gibi işlerdik.

Şu anda yerimizde yurdumuzda, evimizde barkımızda sağlığımız, huzurumuz, üretimimiz, ağaçlarımız, bahçelerimiz, hayvanlarımız ve bütüncül bir şekilde baktığımızda tüm yaşamımız tehdit altında. Bu yetmezmiş gibi mülkümüzün, toprağımızın elimizden bir gecede acele kamulaştırma marifetiyle alınma ihtimaliyle de karşı karşıyayız. “Adalet mülkün temelidir” diyerek, kanunlar alet edilip toprağımız gasp edilecek olduğunda başımıza gelenden haberdar olup hakkımızı arayabilmek, ilk atmamız gereken adım olarak hukuki açıdan mülkümüzü savunabilmek üzere, acele kamulaştırmalarla ilgili Bakanlar Kurulu kararlarının yayımlandığı Resmî Gazete‘yi takip ediyoruz.

Biz kimiz? Biz İzmir’in Bayındır ilçesinin bir dağ/orman köyü olan Dernekli’nin haritalar üzerindeki ismiyle Mersinli Mahallesi’nde yaşayan ve çalışan, mahallenin eski ve yerel ismiyle Marmariçlileriz. 2005 yılında Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği’ni, 2009 yılında da Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nü kurduk. Tarımda, hayvancılıkta, yerel ölçekte yağmur suyu hasadı ve su tasarrufunda, yerel ölçekte enerji üretimi ve tasarrufunda, mimarlıkta ve insan ikametini ve yerleşimlerini ilgilendiren bütün diğer konularda uygulamalar, denemeler, tasarımlar yapmaya, eğitimler verip yayınlar hazırlamaya devam etmekteyiz.

Ekibimizden birisinin fark etmesi ve uyarısı üzerine konuyu derinlemesine araştırmaya başladık. Okuduk, izledik, dinledik ve çok kısa sürede başımıza gelmek üzere olan felaketi kavradık. Bırakın bize olumsuz taraflarından bahsedilmesini, yaşadığımız yerde böyle bir yatırım yapılacağını dahi bilmiyorduk. Yatırımı yapacak ve hemen dibimize, önümüzdeki aylarda 100 küsur metre boyunda ve kanat uzunluğu 60 küsur metre olan dev, endüstriyel rüzgâr türbinlerini dikmeye başlayacak olan Yander adındaki şirketi temsilen kimse gelip “selamünaleyküm…” demediği gibi, muhtarımız ya da herhangi başka bir resmî kurum tarafından bir tebligat da elimize ulaşmadı.

Karaburun Yarımadası’nda Yaylaköylülerin hayatlarının içine dikilen rüzgâr türbinlerinden nasıl etkilendiklerini anlattıkları videoyu izledik, yazılanları okuduk. Kendi ağızlarından keçilerinin düşük yaptığını, sütten erken kesildiğini, türbinlere yaklaşamadıklarını ve dolayısıyla otlaklarının daraldığını, bal arılarının, zeytin sinekleriyle beslenen yarasaların ve kuşların o çevrede artık uçmadığını, şantiyelerden ve açılan yollardan kalkan tozun nasıl bütün ürünlerini ve her yeri kapladığını, hayvanlarını hasta ettiğini dinledik. Bunların hiçbirini bilmesek, görmemiş, okumamış olsak dahi sadece bir Yaylaköylünün “Yerleşim alanınıza yakınsa canınızı verin, dağınızı vermeyin!” sözleri bile bizim için yeterli bir uyarı olurdu.

Uluslararası kaynakları taradığımızda dünyanın dört bir köşesinde RES’lere karşı direniş ve mücadelelerin sürdüğünü ve artan bir sıklıkla yenilerinin başladığını gördük. Karşımıza çıkan Dr. Nina Pierpont’un bulguları bizi dehşete düşürdü. Yaptığı çalışmaların sonuçlarını derlediği 2009 yılında yayınlanan kitabında, endüstriyel ölçekteki bir rüzgâr türbininin düz alanda 2 km, engebeli arazide 3,2 km yarıçap içerisinde yaşayan insanların ve tabii ki hayvanların sağlığı üzerinde çok ciddi olumsuz etkileri olduğunu anlatıyordu. Rüzgâr Türbini Sendromu diye adlandırdığı semptomlar bütününün, insanın duyma eşiğinden daha pes, ses-altı frekansların iç kulağa olan etkilerinden kaynaklandığını bulmuş ve elinden geldiğince dünyaya duyurmaya çalışıyordu. Denge kaybı, baş ağrısı, uykusuzluk, unutkanlık, asabiyet, mide bulantısı ve başka semptomları duyulabilen rahatsız edici bir gürültüyle ilişkilendirmek gerekmediğini, duyulabilen rahatsız edici bir ses olmasa dahi sözünü ettiği yarıçap içerisinde bu etkileri gözlemlediklerini, ses frekansı ölçümleriyle doğrulayarak yazıyordu.

Engelleyemezsek Yander A.Ş.’nin bize en yakın türbini 800 metre mesafede, geriye kalan türbinlerinin çoğu da 3,2 km içinde olacak. Yander A.Ş.’nin EPDK’den üretim lisansı alarak kurmak istediği santral sahası, Marmariç/Mersinli Mahallesi’nin neredeyse tamamını içine alıyor ve Mersinli Mahallesi ile Çınardibi Köyü’nün arasında yer alıyor. Mersinli Mahallesi’nin merkezinden Çınardibi Köyü’nün merkezine kuş uçuşu mesafe aşağı yukarı 3,5 km’dir. Yander A.Ş.’nin türbinlerinin çoğu Çınardibi Köyü’nün dışındaki hanelere 400 ila 1000 metre arasında uzaklıkta yer alacaklar. Bütün bu mesafeleri hesaba kattığımızda Çınardibi Köyü’yle aramızda yapılacak endüstriyel bir RES’in, Çınardibi sakinleri dahil bizim sağlığımızı ve buradaki üretimimizi olumsuz etkilemeden yapılmasına imkân olmadığını fark ettik. Araştırdıkça, bizim bu dağlara heveslenen tek şirketin Yander A.Ş. olmadığını, Borusan EnBW başta olmak üzere bizim yakın çevremizde lisans alan şirket sayısının üç olduğunu ve daha yaygın bir alanda üzerinde yaşadığımız sıradağlar boyunca dokuz şirkete lisans verildiğini öğrendik. Borusan EnBW, Çınardibi’nin ve kuzeyindeki üç diğer köyün tepelerine kabaca 50 km2’lik bir santral sahasıyla ve önümüzdeki yıllarda potansiyel olarak onlarca ve belki de 100’ün üstünde endüstriyel türbinle çökmüş olacak.

Panorama

Şu bağlantıda yer alan harita Mersinli RES santral sahasını gösteriyor: http://j.mp/mersinlires2014.
Şu bağlantıdaki haritada ise yakın çevremizdeki diğer projeleri görebilirsiniz: http://j.mp/yakincevre.

Bu bilgiler bizde bir sorumluluk yarattı. Kurulması muhtemel bir RES’in etkileyeceği köylerin (Çınardibi, Bayramlı, Kamberler, Osmanlar) muhtarlarıyla bağlantıya geçip köy kahvelerinde öğrendiğimiz her şeyi paylaştık. Çınardibi sakinleri durumun ciddiyetini ve aciliyetini görerek hemen davrandı ve haklarını koruyabilmek için gereken davaları açmaya başladılar. Diğer köylerde de bir uyanış yaşanmasını umuyoruz.

Okudukça gördük ki, Yander A.Ş.’nin “ÇED (çevresel etki değerlendirmesi) gerekli değildir” iznini valilikten alabilmek için hazırlattığı nihai proje tanıtım dosyası, ciddiyetsizlik ve bilimsel hatalarla dolu olmanın yanı sıra, bu dosyada santral sahası içinde ve yakınındaki insan yerleşimlerinin ve uzaklıklarının sıralandığı bölümde, bizim yaşadığımız Marmariç’in bahsi dahi geçmiyor. Bize bu kadar yakın ve bize bu kadar büyük zararı olacak bir endüstriyel yatırımı yaparken bizden bir selamı bile esirgeyen, bizi bilimsel raporlarında dahi yok sayan bir zihniyetle elimizden gelen bütün yollarla mücadele etme ve bu projeyi ve başlarsa inşaatı ne pahasına olursa olsun durdurma kararı aldık. Hukuki mücadelemiz başladı. Avukatlarımıza vekaletleri verdik ve belirlediğimiz hukuki strateji çerçevesinde gereken davaları açtık.

Çevre aktivistliği ve mücadele yöntemleri bizim için yeni bir konu değil. Yurdun farklı köşelerinde benzer mücadeleler içinde olan dostlarımız da az değil ve dolayısıyla biliyoruz ki hukuki zeminde, yürütmeler durdurularak, projeler, lisanslar iptal edilerek bu yatırımlar ve inşaatlar önlenebiliyor. Eğer mücadelemizde başarılı olmak istiyorsak pek yakın bir tarihte, yüksek ihtimalle fiziksel olarak da direnmemiz gerekebileceğinin farkındayız. Bu direnişin de ancak hukuki mücadeleye destek olarak ve paralelinde basın yoluyla, web sitelerinde, sosyal medyada duyurularak ve bulabildiğimiz başka her yoldan kamuoyu desteği alarak sürebileceğinin farkındayız.

Mücadelemiz bugün başladı. Umuyoruz ki Yander A.Ş.’nin yüzde 99,7 oranında hissesine sahip ve Yönetim Kurulu Başkanı olan Bayram Kınay vicdanını dinler, sağduyu ile hareket eder ve yaptığı hatadan bir an önce döner. Mersinli RES’den vazgeçip, gerçekten doğa dostu bir yatırım bulabileceğini düşünüyoruz. Anadolu Holding’in Gerze’deki kömürlü termik santral projesinden vazgeçmesi vakasını incelerse, bu, daha fazla yatırım ve zaman kaybetmeden bir an önce karar vermede kendisine faydalı olabilir.

Bizi tarlalarımız ve hayvanlarımız bekler.

Sen de RESt çek, bizi destekle!

#REStÇek!

Marmariçliler

—-

Basın bülteni için tıklayın.

If you are interested in colon cleanse, you may want to check out this colon cleanse information page which will have all the free information you'll need about colon cleanse.



“Marmariç’in Rüzgâr Türbinlerine Karşı Beklenmedik Direnişi: “Canınızı Verin, Dağınızı Vermeyin!”” için 16 yorum

  1. Sabiha Toydemir says:

    Sizi yürekten destekliyorum

  2. İNCİ KARASOY says:

    çok üzüldüm.. Karaburun da tepemize diktiler…

  3. kamelya says:

    güzel dünyaya olan umudumuzsunuz.

  4. Neşe Çevik says:

    Direnişinizin her türlü eyleminde yanınızdayım.Yeterki zamanında haberdar olabileyim….Elimizden ne gelirse yapacağıma dair SÖZ….sevgiyle!!!

  5. Aslı Gıder says:

    CED surecinin basladıgı ve tribulerin yerinin degisecegi soyleniyor bu haberde, ne kadar dogru?
    http://www.alternatifenerji.com/mersinli-reste-duzenleme.html

  6. Aslı akçay says:

    Yine içim yandı.. Yanınızdayız……. Bu kaçıncııııııı

  7. Yücel Çandır says:

    Sizleri yürekten destekliyorum. Bende yakapinarliyim. Dernekli ve cinardibinde çocukluğum gecti bir çok dostum arkadaşım var o bölge bizim. Sevgili dostlarım su şirketi biraz internetten araştırın kimlerle bağlantıları var görün. Ben biraz baktim ilginç bilgilere ulaştım.

  8. Çiğdem Sarman says:

    Sizleri mücadelenizde canıgönülden destekliyorum… Umarım yanlışları olumsuzluklar yaşanmadan düzeltirler…

  9. Filiz Güler says:

    Benim de Çınardibi köyünde arazim var, dava açmakla ilgili yol gösterirseniz sevinirim.

  10. Burak Katipoğlu says:

    http://en.wikipedia.org/wiki/Environmental_impact_of_wind_power

    Şimdi Dr.Nina pek de akademik çevrede kabul edilen biri değil(wikipediada öyle diyor en azından kendisini tanımam ama yazılarını okudum),”Rüzgar Türbini Sendromu”da hiçbir sağlık örgütü tarafından kabul edilmedi bundan korkmanıza gerek yok sanırım.Kendisinin çalışmaları 2. savaşında üretim bandındaki işçilerin ugultulu ortamlarda zarar görmesine dayanıyor ama RT’de böyle bir durum yok.

    Bunun yanında projede abuk sabuk durumlar olabiliyor evet,o yüzden itiraz hakkınızı kullanın.Fakat projedeki 50km2 alanda sadece sırtlar kullanılacak yani orayı topyekün kesmeyecekler(babalarının hayrına değil çok pahalı kesim işlemi içinize su serpicekse)

    -Türbinlerel ideal mesafe 500m ile 800m arasında.400 m de olabilir ama gürültü testi yapmak falan gerekir–>Yine para.Dolayısıyla 500m de falan anlaşabilirsiniz.

    -Acele kamulaştırma yanlış birşey,RES mevzuatında düzeltimesi lazım.

    -ÇED gerekli değil yanlış birşey düzeltilmesi lazım.

    -Proje sahipleri sizi bilgilendirmek zorunda ve birşeyler anlatmak zorunda.Hatta bazen başka sahalara gezi düzenliyorlar durumu anlatabilmek için.

    -Santral inşaatı genelde 24 ay sürüyor.Sonrasında kamyon falan geçmez.Buranını doğal olarak bir “yakıta” ihtiyacı yok.

    -Davadan ziyade proje sahası içerisinde kalan alanların ortak kullanım anlaşmaları için çalışın.Lokal faunanın koruması ve geliştirilmesi aslında türbin sahalarına zarar vermez.Türbin noktlarının etrafında genel olarak 70m çaplı alanlarda ağaç kesilir ve yollar da gerekirse genişletilir.Vadi kısmına dokunulmaz.

    -Nisan ayında ICCI fuarı var istanbulda.Bütün üreticiler tüketiciler burada toplanırlar.Geçen hafta TÜREK(Türkiye Rüzgar Enerji Konferansı) vardı.Birkaç platform var ulaşabileceğiniz.

    -Türbin sahası içerisine başka hiçbirşey yapılamaz,dolayısıyla doğal hayatı korur bir nebze.Ala geyiklerin türbin sahalarına yerleştirkleri biliniyor.Avcılık yapacaksanız üzgünüm yani.

    -İşin içinde olan biri olarak proje sahanız kötü değil diyorum.AMa fazlalıklar atılabilir.

    Son olarak enerjinin en temizi bu şu anda.Güneş enerjisi ne diyebilirsiniz mesela ama hiç panel üretim fabrikası gördünüz mü?Sadece dibimizde olmuyor olması temiz oldugu anlamına gelmiyor.

    Uzlaşmacı olmak en iyisi ama size kaba ve değersiz davrananlara tabiki tepkinizi koyun.Siz oranın halkıysanız bir açıklama borçlular size.

    Ama lüften biraz bilgi sahibi olun mevzuat vs sınırlamalar hakkında birşeye itiraz etmeden önce.

  11. Esin Akyıl says:

    Emeklerinizin ziyan olmamasını diler bu zorlu yolda başarı ve sabır dilerim. Sevgilerimle

  12. hira d. says:

    ah Burak bey, bu işler hep böyle yürüyor değil mi? mesela yıllarca birtakım bilimadamları sigaranın sağlığa zararlı olmadığını anlatmıştı her yerde. sonra, iş ayyuka çıkınca, bu sektörden cep telefonu sektörüne geçmişlerdi, değil mi? cep telefonlarının sağlığa zararlı olduğu hâlâ kanıtlanamadı, değil mi? ah, ah.

    ama bu işler böyle yürüyor, değil mi Burak kardeşim. sektör, yayılmak için, mecburen teknikerler, mühendisler, bilimadamları yetiştiriyor. mesela tarımda da böyle olmuştu, değil mi? yüz binlerce ziraat mühendisi ülkelerde dört bir tarafa yayılıp bitki ilaçlarının, ot ilaçlarının, suni gübrenin mucizevi etkilerini anlatmıştı. yaşasın Yeşil Devrim!

    şimdi de müthiş kârlı bir verimliliğin peşindeki genetik mühendisleri, o laboratuvar imalatlarının bünyelere ne iyi geldiğini, gıda meselelerini nasıl harika şekilde halledeceklerini anlatıyor ballandıra ballandıra, değil mi?

    burak bey, sizin o akademik çevreler kâr maksimizasyonunun, nakte çevrilebilir bir verimliliğin, biz avamın diliyle “1 koyup 15 almanın” peşinde gibi geliyor bana.

    yolunuz düşerse, kıymetli vaktiniz el verirse, Marmariç’teki permakültür kurslarına katılın bi. meselelere bütüncül şekilde, kanlı canlı insanların, hayvanatın, nebatın hayrına nasıl bakılabileceğine ve işinizi bu çerçevede nasıl yapabileceğinize dair fikriniz gelişir belki.

    alageyikler türbinlere bayılıyor, ha? ya çok şekersiniz…

    • Bora G. says:

      Sanırım hepiniz bu yorumları akıllı telefon veya bilgisayarınızdan yazıyorsunuzdur. Tabiidir ki şarjı bittiğinde fişe takıyorsunuz. Elektrikler kesik ise vay anasına yandığımın elektrik idaresi, işler kaldı. 1 gün elektrik olmasa, ne telefon, ne televizyon, ne ısıtma, ne buzdolabı, çocuklar perişan.
      Kullanırken güzel, “parasını veriyorum, kullanırım” diyorsunuz. Peki elektrik nereden gelir, bunu kimler nasıl üretir diye düşünen, çözüm arayan var mı? Basit bir slogan peşine takılıp gidiyorsunuz, alternatif sunan var mı, yok! Üreten birleri var ya, siz de HAKİM kesilip, işine gelen yanlış bilgilerle başla yargılamaya, vur abalıya. At çamuru, bırak onlar temizlesin. Neden, çünkü adam gelmiş, yatırım yapmış o kıraç, işe yaramaz, köylülerin keçilerini sokup mahvettiği ormanlara, dağlara. Yerlilerde ise kalplerde gizli bir kıskançlık, “Elalem taaa nerelerden gelip bizim dağlarımızda üretim yapıp para kazanıyor, biz, bizim babalar, dedeler uyumuş bunca zamandır” diyemezler, itiraf edemezler gerçeği.
      Yerli arkadaşlara bir de ortaklık teklif etse şu türbinciler, acaba, yeri geldiğinde tekmelediği, sopa ile dürtüklediği, boğazını kesip çevirme yaptığı keçiyi, kuzuyu düşünen kalır mı o köyde? Bunu da cesaretle sormak lazım.

  13. deniz says:

    sevgili Marmariç ahalisi, ben 3-5 sene kadar önce bir permakültür kursunuza katılmıştım. İşte o zamanlara denk gelir hayallerimin fidelenme durumu, topraktan başlarını ilk çıkarışları. Türkiye denilen yerde durumlar saçma ama insanlar güzel, siz çok güzelsiniz. Umarım herşey toparlanacak, ala geyikler size sevgilerini yollayacak bu işin sonunda ve diğer tüm canlılar sizinle bürlikte orada yaşayan. E mücadeleye devam o halde!

  14. ismail says:

    Esselamü aleyküm.Çevre duyarlılığımızdan dolayı teşekkür ve tebrik ederim.Galiba en sağlıklısı “Güneş Enerjisi”.Acaba uranyum-bor madenleri de bu alanda kullanılabilir mi?Anladığım kadarıyla şu rüzgar santralleri ÇOK ÇOK TEHLİKELİ.ya neden çevreye zarar vermeyen yöntemler geliştirilmiyor? O GÜZELİM DAĞLARIN rüzgar trübünleriyle mahvolmasına izin verilmemeli.

  15. Ümit Kılıçgedik says:

    Sayın Katipoğlu, enerji yatırımlarındaki sorun daha çok hükümetin kalkınma politikalarıyla ve makro düzeyde fayda, zarar muhasebesinin yapılamamasındadır. Hükümetin enerji yatırımlarının önünü açmasının asıl nedeni hiç kuşkusuz enerji ihtiyacından çok, enerji konusunda dışa bağımlılığı azaltmaktır. Yoksa ciddi bir tasarruf seferberliğiyle işin bir kısmı halledilir ama bu sefer, enerjiden elde edilecek verginin düşeceği gibi bir gerçek ortaya çıkıyor. Enerjiden elde edilen vergilere ilişkin veri için: http://bianet.org/bianet/ekoloji/159873-turkiye-enerjisini-neden-israf-ediyor

    Bir de işin uluslararası politika boyutu var. İran’a, Irak’a, Suriye’e, Rusya’ya enerji bakımından bağımlı olursanız, bu ülkelerle yaşanacak bir anlaşmazlık durumunda, bu bağımlılık sebebiyle haddinizi bileceksiniz demek olur. Başınız önde öyle beklersiniz. Yoksa iş bir şaltere bakar yani. Hükümetin Ortadoğu’nun önümüzdeki yıllarda alacağı şekille ilgili yalan yanlış da olsa bir politikası, bir öngörüsü, örtük bir takım niyetleri var. Tüm muhalefete rağmen ve raporlardaki, projelerdeki usulsüzlüklere rağmen bu projelerin onaylanmasının önünün açılmasının dayanağı bu. İzmir Valisinin mesela, İzmir’deki tüm projelere onay vermesinin altında yatan da budur. İşler yukarıdan verilen emirlerle hallediliyor. Yani ne sen farkındasın, ne de Vali farkında. Biz ülkece tarım alanında makro düzeyde bir muhasebenin yapılamamasının örneğini ve zararlarını yine tarım alanında daha önce de gördük. Hira’nın bahsettiği ziraat fakültelerinde yetişmiş, inançlı(!) genç mühendislerin köylere gönderilmesinden daha da ciddi olan seferberliği Türk Silahlı Kuvvetleri 1931 yılında başlatmıştır. Silah altına alınan er ve erbaşları kalkınma niyetleriyle tarım alanında eğitmek üzere, iç hizmetlerde kullanılmak için “Askerin Ziraat Kitabı” nı neşreden TSK bu kitapla adeta geleneksel tarıma savaş açmıştır. Suni gübrenin faydalarından tutun da, zirai mücadelenin kimyasal ilaçlarla yapılması gerektiğine kadar varan bir eğitim sürecinden bahsediyorum. Elbette geleneksel tarım yöntemini yerden yere vurmayı da unutmayarak… Vatani görevini ifa eden genç köylü, köyüne giderek yapılması gerekeni yapmış ve “Modern Tarım” tohumlarını yurdun dört köşesine saçmıştır.

    Daha sonra TSK kışlada bu eğitimlerle yarattığı pazarın taleplerini karşılamak için Hektaş isminde bir şirket kurmuş ve bu şirket aracılığıyla suni gübre ve kimyevi ziraat ilaçları ithal etmiş; yurdun dört bir yanına açılmış şubeleriyle hizmeti köylünün ayaklarına kadar götürmüştür. Elbette TSK’nın niyeti memleket tarımını bitirmek falan değildi; niyet kalkınmaydı, aynen hükümetinki gibi. Lakin gelin görün ki; TSK’nın fayda, zarar hususunda yeterince kafa yormamasının sonucu ortada. Belki, böylesine bir muhasebeyi yapacak kadronun olmayışı, kimyevi ilaçların zararlarına ilişkin araştırmaların o vakitlerde yeterince yapılmamış olması, büyük savaş ardından ülkeyi yeniden ayağa kaldırmanın önceliği gibi sebepler -haklılık payını az da olsa barındırsa dahi-bahane olarak gösterilebilir. Aynen şimdi hükümetin ve yandaşlarının yaptığı gibi. Fakat artık, hem bu işleri bilen insanlar, hem de araştırmalar mevcut. Mesele hükümetin bunları kulak arkası etmesi, uluslararası politikaları üretirken, toplumsal mutabakatı göz ardı etmesidir. Her güçlü iktidarın yaptığı gibi; kendi amaçları doğrultusunda yeni bir ülke, yeni bir yaşam yaratma arzusunda hükümet. İnsanı, bitkiyi, börtüyü böceği hesaba katmadan. İşte asıl buna rest çekiyoruz.

Yorum yazın



© | Marmariç Permakültür